• slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1

Kısa Ve Öz Hikayeler

Kısa Ve Öz Hikayeler
Hikaye
Share on Tumblr

Kısa Ve Öz Hikayeler - Kaş yaparken göz çıkarmak

ESKİ DÜĞÜNLERDE DE, şimdiki gibi gelin hanıma makyaj yaparlarmış. O zamanlar bu işleri, adına kalemkâr denilen bu işin ustası olmuş kadınlar yaparmış.
Bu arada gelinin kaşları rütuş yapılır, cımbızla fazla tüyler çekilerek inceltilir. Kalemkârın elindeki özel kalemle kaşlara şekil verilirmiş.

Bir düğün evinde böyle bir hazırlık yapılırken, davetlilerden bir kısmı çalgı çalıyor, bir kısım gençler de odanın ortasında oynuyorlarmış.

Her nasılsa, oynamakta olan genç kızlardan birisinin ayağı kaymış, yere devrilirken, kalemkâr kadına çarpmış. Kalemkârın elindeki sert uçlu kalem, gelin hanımın gözüne batmış.

Bir feryad, bir bağrışmadır kopmuş. Düğün evi karışmış, acele hekim çağırmışlar, fakat hepsi nafile, göze saplanan kalem, zavallı kızcağızın gözünü kör etmiş.

Bu olaydan sonra gelin hanım bir gözünden olmuş, kalemkâr kadın da ekmeğinden. Çünkü o kalemkârı bir daha kimse çağırmaz olmuş. Adı anıldıkça "Haa şu kaş yaparken göz çıkaran kadın mı? Aman istemeyiz" demişler.

Bu deyim, incelik gerektiren bir işi yaparken ya da; "faydalı bir iş yapayım, şu yanlışı düzelteyim iyi olsun" derken, daha da kötüsüne sebep olmak mânâsında kullanılır.

Kısa Ve Öz Hikayeler - Kazın ayağı öyle değil

ADAMIN BİRİSİ TAVUK hırsızı imiş. Mahallede konu komşunun kümeslerinden çaldığı tavuk, hindi, ördek ve kazlarla geçinirmiş.

Bir gün bitişik komşusunun bahçesinden bir çift hindi çalmış. Hindileri kesmiş, karısı da ocakta pişmekte olan hindilerin yağları ile yağlamak için yufka açıp saç üstünde pişirmeye başlamış.

Hindileri çalınan komşu akşam üzeri işin farkına varmış. Mahallenin imamına ve ihtiyar heyetine şikayet etmiş. İmam ve muhtar, heyet halinde hırsızın evine baskın yapmışlar. Henüz sofrada bulunan pişmiş hindileri görüp suç üstü yakalamışlar. Ama hırsız, durmadan onların hindi olmadığını ve kendisinin bugün avda vurduğu bir çift yaban kazı olduklarını iddia etmiş.

"Öyle ise, tüylerini, kafasını ve ayaklarını görelim" demişler.

Heyetten birisi bahçedeki çöp tenekesini devirip ararken hindilerin ayaklarını bulmuş. Diğer üyelere haber vermiş. Hırsıza gösterip yüzüne tükürmüşler.

"Kazın ayağı böyle mi olur? Utanmaz..." demişler.

Pişkin hırsız iddiasında ısrarla-.

"Efendim" demiş, "Bunlar yaban kazıdır. Bunların ayakları böyle olur. Çünkü bunlar daima havada uçtuklarından, suda yüzen kazlar gibi, ayak parmakları arasında yüzgeçlik yapan perdeleri yoktur."
•••
Bu deyim; "sen öyle zannediyorsun ama, işin aslı öyle değil" mânâsında kullanılır.

Kısa Ve Öz Hikayeler - Keçileri kaçırmak

GÜNLERDEN BİRGÜN çobanın biri dağda keçi sürüsünü otlatıyormuş. Öğle sıcağında uykusu gelmiş. Keçilerini salıp, kendi de bir ağacın gölgesine yatıp uyumuş. Bir süre sonra, hem sıcaktan bunalan hem de susuzluktan dili damağı kuruyan keçiler hep birlikte civardaki henüz kimselerin varlığından haberdar olmadığı bir mağaraya girmişler.
Çoban uyandığında bir de ne görsün? Keçiler ortalıkta yok! Çevreyi iyice aramış ama, keçileri bulamamış.

"Eyvah demiş, sürü sahibine ben ne söylerim? Aman Allah'ım, Ağa beni döve döve öldürür. Koskoca sürü nereye gider, nereye kaybolur?"

Çoban, bir o yana, bir bu yana koşturur, saçını başını yolarak: "Çobanlık görevimi yapamadım, keçileri kaçırdım" diye yakınırmış. Bu halde, koşa koşa köye gitmiş. Önüne gelene "keçileri kaçırdım, şimdi ben ne edeceğim?" diye sormaya da korktuğundan abuk sabuk konuşmaya başlamış.

Köylüler de merak etmiş, dağa çıkıp keçileri aramaya başlamışlar.

Bu sırada mağaradaki gölcüklerden sularını içip serinleyen keçiler, dışarıya çıkıp, çobanın bıraktığı yerde otlamaya başlamışlar. Köylüler sürüyü yerli yerinde bulunca şaşırmışlar. Tek tek saymışlar ki, hepsi de tamam. Bu durum karşısında, zavallı çobanın delirdiğine kanaat getirmişler.

Keçi sürüsünü bir başka çobana teslim etmişler.

Ama, birkaç gün sonra, yeni çobanın başına da aynı iş gelmiş. O da "Keçileri kaçırdım" diye köye koşmuş. Sonra, akıllı bir çoban çıkmış ve mağarayı bulmuş da, işin aslı anlaşılmış.
• ••
Bu deyim; aklını oynatmak, delirmek, telaştan ya da öfkeden ne yapacağını bilemez bir hâle gelmek mânâsında kullanılır.

Kısa Ve Öz Hikayeler - Kısa kes Aydın abası olsun

ESKİDEN BALIKESİR'DE çok güzel 'abalar dokur-larmış.
Hem dokunan kumaşın ismi aba, hem de bu abadan dikilen ve şalvarın üstüne giyilen ceketin adı aba imiş. Aba'yı genellikle, fakir ve orta halli halk giyermiş. Daha varlıklı olanlar ise çuha giyerlermiş.

Balıkesir'e yolu düşen bir vatandaş, oranın meşhur abasından bir elbiselik alıp, memleketine götürmüş.

Diktirmek için terziye vermiş, terzi ölçüsünü almış. Fakat "bu aba hem üstlük, hem de şalvar dikmeğe yetmez, daha ister" diye tutturmuş.

Tepesi atan müşteri terziye şöyle bağırmış: "Yahu nasıl yetmez, nasıl çıkmaz? Eteklerini kısa kes Aydın abası olsun." • •
Bu deyim, sözünü ya da yaptığı işi gereğinden fazla uzatanları ikaz etmek için kullanılır. Günümüzde yanlış olarak "Kısa kes Aydın havası olsun" şeklinde söylenir.

Bu makale şu konularla ilgili olabilir : - - - - - -
Kısa Ve Öz Hikayeler başlıklı  tarafından yazılan yazı 901 kişi tarafından okundu ve 0 kişi tarafından yorumlandı

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Yazın

  
 
3+2 İşleminin Sonucu