• slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1

KENDİNE GÜVEN KAZANMAK

KENDİNE GÜVEN KAZANMAK
Kişisel Gelişim
Share on Tumblr

Kendimize olan güvenimiz kendimize biçtiğimiz değerdir. O aynaya baktığımız zaman gördüğümüz kişidir.
 
Bir antrenör olarak uzun yıllar önce, kendisiyle barışık   kimselerden önemli şeyler bekleyebileceğinizi öğrendim. Kendilerini zorlayabilirler. Uzun vadeli hedefler koyabilirler. Herkesin gerçekleştirmek istediği hayalleri vardır. Kendine aşırı güveni olanlar risk üstlenenlerdir, ama daha önemlisi, onlar başarılı olanlardır.
 
Bunun tersi olarak, kendine güveni az olanlar genellikle dikkatlerini yoğunlaştıramayan ve çabucak hüsrana uğrayanlardır. Başarısızlığa meyillidirler, bu tür insanların belirgin özellikleri: disiplin eksikliği, organizasyon beceriksizliği, başladığını bitirememe, mutsuzluk duygusu, eleştiriye karşı duyarlılık, başkalarını kıskanma—gibi bir olumsuzluklar listesidir. İsterseniz bir antrenör, memur, veya iş arkadaşı olun, kendine güveni az olan insanlarla çalışmak zordur, çünkü duygusal olarak kırılgan ve başarısızlığa koşulludurlar.
 
Kendine güven azlığını çevreleyen bu olumsuzluklar bizi sabote edebilir. Eğer böyle bir durumun kurbanı olursanız, bu kitaptaki tüm diğer adımlar anlamsız hale gelecektir.
 
Bu konu herhangi bir kuruluş ve takım için aynıdır. Takımım ilk yarıda ilerideyken, oyuncular kendilerini daha iyi hissettiğinden eleştirileri ve ilave beklentileri daha kolay kabul ettikleri için, daha sert olabildiğimi ve daha çok şey talep edebileceğimi fark ettim.
 
Takımlarımdan biri ilk yarı sonunda kötü durumdaysa, nadiren eleştiririm, çünkü oyuncuların toplu güvenlerinin düşük ve daha hassas olduklarını bilirim. Böyle zamanlarda desteğe ihtiyaç duyarlar, kendilerini daha iyi hissetmek isterler; kendilerine güvenleri artırılmalıdır. Dolayısıyla kendine güvenin önemini ihmal edemeyiz. Onsuz felç oluruz. Hareket edemeyiz, faaliyete geçemeyiz.
 
Bunu her zaman anlayamamışımdır. Boston Üniversitesinde genç bir antrenörken herkese aynı davranıldığını zannederdim. Bu o zamanlar m felsefesiydi, ve ben de o dönemin bir ürünüydüm. Hepimiz bizi şekillendiren değerlerin ve alışkanlıkların birer ürünüyüz. Benim yetiştiğim dönemlerde antrenör mutlak hakimdi. Sözleri taşa kazılırdı, otoritesi tartışılmazdı. Ya onun yoluna giderdiniz veya kendi yolunuza.
 

O zamanlar bile, bir iş ahlakına sahip olmanın önemini anlamıştım. Zaferi hakketmek için kendinizi zorlamak üzere disiplin sahibi olmanız gerektiğini de anlamıştım. Geçen yirmi yıl içinde güçlü bir iş ahlakı ve disiplin repertuarımın ayrılmaz birer parçası oldu.
 

Fakat kendine güvenin önemini anlayamamıştım. Fark edemediğim şey kendine fazla güveni olanların büyük şeyler yapabileceğiydi. Önemli atışları yapanlar onlardır, onlar bitime saniyeler kala maç başa baş giderken ve her şey dengedeyken topu isteyenlerdir. Sizi işyerinde bekleyen onlardır. Onlar şirketin atılım yapmaya ve üretimi artırmaya ihtiyacı olduğunda veya güç anlarda bir son dakika girişimiyle zevahiri kurtaranlardır.
Kendimizi iyi hissetmediğimiz sürece büyük şeyleri as-ı başaramayız.
Mark Jackson bunun iyi bir örneğidir. I Mark 1987 NBA seçmelerinde onsekizinci seçimdi. O pölgede yetişmişti, ve St. John's kolejinde mükemmel bir ayun kurucuydu. Onsekizinci seçim, bizim aldığımız oyuncuyu daha önce onyedi kulüp denemiş demekti. On-sekizinci seçim her zaman biraz kumar oynamaktır. Ama le de bir Nevv Yorklunun Knicks tarafından seçilmesi e-Deyce mutluluk yarattı.
 

  Kurmaylarımla yeni oyuncuları konuşmak için toplandığımızda, Mark'tan bahsetmeye başlayınca hava birden kasvetli bir hal aldı. Mutluluktan başka her şey vardı.
 
"Sorun nedir?" diye sordum.
 
Yardımcılarımdan birisi, "Jackson biraz yavaş," dedi.
 
Diğer birisi, "Şutları da iyi değil," diye ekledi.
 
Bir an bir sessizlik oldu.
 
Başka bir ses, "Ligdeki hızlı rakiplerini tutup tutamayacağından emin değiliz," dedi.
 
Afallamıştım.
 
-   "Bakalım," dedim. "Şut atamayan, rakiplerini tutamayan yavaş bir oyuncu aldık, öyle mi?"
 
"Rick, o on sekizinci seçim," dedi bir diğer yardımcım.
 
"On sekizinci olarak ancak bunu alabilirsin." Mahvolmuştum.
 
Mark bizim adamımızdı, öyleyse onu bizim için yararlı bir hale getirmeye çalışmalıydım. İlk olarak Markın kendine güvenini artırmaya karar verdim, çünkü onun kendine güvenmesi daha iyi oynaması için yegane yoldu.
 
 
Providence'deki oyuncularının yarı finale kalmak için yaptıklarını yapması gerekiyordu—iyi bir iş ahlakı geliştirmek, başarıyı hakketmeleri gerektiğini anlamak, ve bu disiplini kendilerine güvenlerini artırmak için kullanmak.
Markın durumunda vaziyet biraz daha karmaşıktı, çünkü paraya ihtiyacı vardı ve New York bulvar gazetelerinde çarmıha gerilmekteydi, eleştiriler ona ve çevresindeki herkese zayıflığını hatırlatıyordu. İmzayı atıp kampa katıldığı sırada NBA'de başarılı olabileceği hususunda endişeleri vardı zira basın onu yerden yere vuruyordu. Devamlı olarak yavaş olduğunu, iyi şut atamadığını, ve iyi savunma yapamadığını duymaktaydı. Yardımcılarımda bana aynı şeyleri söylemekteydi.
 
Doğal olarak, Mark da başarısız olacağını düşünmeye başladı. Ligde çevresindeki kendinden önce seçilmiş diğer çaylaklara bakıp onları kıskanmaya başladı. Onların oyunları basın tarafından tartışılmıyordu. Onların yeteneklerinden şüphe edilmiyordu.
 
Mark birçok insanın düştüğü şu malum tuzağa düşmekteydi. Herkesin kendine karşı olduğunu düşünmeye başlıyordu. Artık kendi yazgısını belirlemek için gerekli kontrole sahip olamadığını hisseder gibiydi.
Kaybettiğine inandığı kontrolü geri kazanmak için Mark güçlerini kullanmak zorundaydı.
 
Yaptığım ilk şeylerden birisi takımın geri kalan kısmına, sistemimiz içinde gelişecek olan Mark'ın büyük bir ihmalle Yılın Tecrübesiz Oyuncusu (Yılın Ümit Vadeden uncusu) seçilebileceğini düşündüğümü söylemek oldu. Herkesin yüzündeki  ifadeden söylediklerime hiç .anmadıklarını anlayabilirdiniz. Güldüler, ve Mark'ın ahcup olduğunu fark ettim. Nede olsa NBA'de on sekinci seçimler hiç Yılın Tecrübesiz Oyuncusu olmamıştı, değil mi?
 
Ama strateji Mark'in güçlerini—pas verme becerisini, liderliğini, karizmasını—mümkün olduğunca geliştirmek e zayıflıklarını da mercimek kadar küçültmekti. Mark ütün dikkatini, takıma devamlı olarak empoze ettiğim, üçlü olduğu noktalarda geçilmez hale gelmek üzere yo-unlaştıracaktı. Eğer Mark antrenörünün kendisine güven kendiğini düşünürse, başarabileceğini hiç bir zaman hayal demeyeceği bir seviyeye çıkacaktı.
 
Mark'a devamlı olarak ligde Magic Johnson hariç, ondan daha fazla istediğim başka bir oyun kurucusu olmadığını söylüyordum. Kendisini iyi hissettirerek, kendine güvenini artırarak, endişelerinden kurtulmasını sağladım e bizim için çok iyi basketbol oynamaya başladı. Ve Mark johnson o ilkbaharda Manhattan'daki Green Tavernasında yapılan bir törenle, on sekizinci seçim olarak alınmasının üzerinden daha bir yü geçmeden NBA'in Yılın Tecrüesiz Oyuncusu unvanını aldı.
 
Buradan anlaşılması gereken şey, kendine güvenini önemli ölçüde artırmadan bunların hiçbirinin gerçekleşmesinin mümkün olmadığıdır. Mark'ın erken kalktığını, gerçekte kadar çalıştığını, ve oyununda geliştirmesi gereken tüm konular üzerinde çalıştığını anlamamız gerekir. Şüphesiz üzerine düşenleri yerine getirdi. Çünkü Mark da bizim gibi biriydi. Kendine olan güveni arttıkça, performansı da yükselmeye başladı. Bu giderek bir kartopu gibi büyümeye başladı ve benzer şekilde performansı yükseldikçe kendine güveni artı. Önüne çıkan tüm engelleri aşması için irme sağlayan bir başarı çevrimine girdi.
 

Mark bu bölümün başında bahsettiklerimizin klasik bir örneği oldu. Kendine güveni olan kimselerden önemli şeyler bekleyebilirsiniz.
 

Kısa süre sonra Mark'a oyununu bir sonraki düzeye yükseltmenin zamanı geldiğini söyledim. Yıldızlar Karmasına girmesinin zamanı gelmişti.
 
Güldü.
 
Önce, böyle bir şeye ihtimal vermeyerek, "Biliyorsun bu politik bir şey," dedi.
 
Ama kendine olan güveni artık tam olarak teşekkül ettiği için beklentilerinin seviyesini yükseltebiliyordu. Ertesi sezon Mark Jackson NBA Yıldızlar Karmasına seçilmişti,.
 
Ancak Mark aynı zamanda kendine güvenin ne kadar kırılgan olduğunun da bir örneği idi. Onun ikinci yılının sonunda, Kentucky'e gitmek üzere Knicks'den ayrıldım. Kısa bir süre sonra, New York gazetelerinde, güçlü yönlerini ön plana çıkarıp zayıf yönlerini gizleyen sistemimizin olmaması nedeniyle, Mark'in başının dertte olduğunu okudum.
 
Birdenbire tekrar Mark'ın zayıflığı hakkında yazılar okumaya başladım. Ve tuhaf bir şey oldu. Ertesi yılın sonunda Mark artık takımda değildi, ve Los Angeles Clippers'e transfer edildi. Sağlam bir kariyeri olmasına ve ligde kalmasına rağmen, iki yıl önceki zirveden uzaktaydı.

Bu hepimize bir ders olmalıdır. Olağanüstü kendine güven olağanüstü sonuçlar yaratır.
 
Mark Jackson kendine güven olarak bilinen o sihirli iksire, kendi hakkımızda güçlü bir imaja, büyük şeyleri başarabilme inancına nasıl ihtiyacımız olduğuna klasik bir örnektir. O olmadan hiçbir zaman tam potansiyelimize ulaşamayız.
 
Hiçbirimiz bezgin ve şaşkın duruma düşmek istemeyiz; hiçbirimiz hayatın bizi kontrol altında tuttuğunu hissetmek istemeyiz. Hiçbirimiz—ipucu olmadan esrarlı bir olayı çözmek gibi—kendini çaresiz bir durumda görmek, ve yaşam önümüzde resmi geçit yaparken gerçek potansiyelimizden uzakta seyirci durumunda kalmak istemeyiz.
 
Hepimiz yaşamımızı daha fazla kontrol edebilmek isteriz. Hepimiz daha başarılı olacağımız bir noktaya giden yolda bizi oraya götürecek bir yol haritamız olsun isteriz. Hepimiz bir hücum planına ihtiyaç duyarız ve bu da kendine güvenle başlar.
 
Hücum planımız olayları başlatan ve onlara ahenk veren katalizördür. Kendimize güven kazanmaya başladığımızda, başarı kazanma sanatını öğrenmeye ve uygulamaya da başlayabiliriz.
 
Gerçek hayatta bizi etraftakilere methedecek antrenörlerimiz veya amigolarımız yoktur. Her ikisi arasında benzerlikler olmasına rağmen gerçek hayat spor değildir
 
Öyleyse, bireyler olarak, kendimize olan güvenimizi nasıl artırabiliriz?
Her şeyden önce işe aynadaki kişiye yakından bakarak başlayalım. Bu kişiyi aldatmayacaksınız. O sizin nasıl bir formasyona sahip olduğunuzu, veya kaşınızın gözünüzün neye benzediğini sizden daha iyi bilir. Ne kadar sıkı çalıştığınızı, ne kadar sistemli olduğunuzu, hücum planınızın ne kadar iyi olduğunu sizden daha iyi bilir. Kendine güven, büyük çapta zaferi hakkedip etmediğinize ilişkin olarak kendinize karşı dürüst olmanıza bağlıdır. Dolayısıyla aynadaki kişiyi kandırmaya kalkmayın. Eğer buna teşebbüs ederseniz sadece zaman kaybetmiş olursunuz.
 
Başarıyı hakkettiğinize inanmak için sağlam bir strateji ve iş ahlakı
oluşturmanız gerekir. Bunu gerçekleştirdiğinizde kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Bunların hepsi birbiriyle ilişkilidir.
 
Fazla kilolu olan ve bundan üzüntü duyan bir kimseyi düşünün. Bu kişinin kendine güveni muhtemelen çok azdır. Bu durumu nasıl değiştirebilir?
Bu mutsuzluğu yok etmek için yapacağı ilk şey bir iş ahlakı oluşturmaktır. Bir hücum planı yapıp sonra da bunu uygulamaya koymaktır. Bu kişi birkaç hafta içinde birkaç kilo vermek gibi basit bir hedefe yönelmiş olabilir.
Hücum planı, kısa vadeli bir hedef olan kilo verme programını uygulamak için gerekli iş ahlakını ve disiplini yaratır. Hedefe ulaşmak kilolu şahısa şimdi gerçek ve başarılı bir plana sahip olduğu mesajını verir.
 
Mesaj, plana bağlı kaldığınız taktirde, kilonuzun sizi kontrol etmesi yerine sizin onu kontrol edebileceğinizdir. Kısa vadeli hedefinizi elde ettiğinizde kaçınılmaz olarak kendinizi daha iyi hissedeceksiniz ve kendinize güveniniz artmaya başlayacaktır. O ne kadar artarsa kendinizden o kadar fazla şey bekleyebilirsiniz.
 
Bu temel yaklaşımı çalıştırdığım bütün takımlarda, Boston Üniversitesinde, Providence Kolejinde, The New York Knicks'de, ve şimdi de Kentucky'de uyguladım: İş ahlakını tesis et, hedefleri sapta, hücum planını belirle, kanıtlanmış yöntemleri takip et, çok kısa süre sonra kendinize güveniniz Michael Jordan'nın potaya yükselmesi gibi yükselecektir.
 
İş ahlakını oluşturup, kendinizi motive etıneyi öğrendikten sonra, aynaya baktığınızda bambaşka bir insan göreceksiniz. Ve onun görüntüyle ilgisi yoktur.
 
Değerli, daha başarılı olacak, ve kazanacak birisini görürsünüz. Çünkü bu konuda uğraş vermişsinizdir. Şimdi onu hakkettiniz. Ve kendine güven bundan ibarettir.
 
Böylece kendine güvenin gücünün potansiyelimize ulaşmakta en büyük etken olduğunu anlayalım. Temel bilgi ve becerilerimizi arttırmadan, ve gerçekten başarmaya başlamadan önce, kendimize verdiğimiz değerin artırılmaya layık olduğuna inanmamız gerekir. Eylemlerimizin bunu mümkün kılacağına inanmamız gerekir.

DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@cemalkondu.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir : - - -
KENDİNE GÜVEN KAZANMAK başlıklı  tarafından yazılan yazı 751 kişi tarafından okundu ve 0 kişi tarafından yorumlandı

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Yazın

  
 
3+2 İşleminin Sonucu