• slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1

İLETİŞİM KURMA

İLETİŞİM KURMA
Kişisel Gelişim
Share on Tumblr

Hepimizin geliştirmesi gereken bir beceri "de etkili iletişimdir. Patronunuz, çalışanlarınız, iş arkadaşlarınız, dostlarınız, çocuklarınız, eşiniz—herkesle açık bir şekilde iletişim kurmanız, yaşadığınız ve çalıştığınız koşulları geliştirmenizin ve [başarınızın önemli bir parçasıdır. Birçok kimse iyi iletişimciliğin sonradan kazanılan bir özellik olmayıp doğuştan geldiğini, bazı insanların da doğal olarak iyi konuşmacı ve motive edici olduğunu düşünürler. Geri kalanların yedek kulübesinde oturmaya mahkum olduklarını sanırlar.
Doğru değil.
İletişim de bahsettiğimiz diğer şeyler gibi bir alışkanlıktır. Ve, bir alışkanlık olduğu için de öğrenilebilir ve ustalaşılabilir. Aslında öylesine önemli bir alışkanlıktır  başarı yolunda kendi özel yerini almayı hak eder.      
Biraz da farklıdır. Edinmeye çalıştığınız diğer iyi alışkanlıklar gibi, kendinizi yönlendirmekleri ve kendi iç dikkatinizden ibaret değildir. Dikkate alınması gereken sadece bir kişi—kendiniz—varken çok çalışmaya ağırlık vermek ve ne kadar başarılı olduğunuzu kontrol etme imkanı vardır. Fakat iletişim kendi dışınızdaki başka insanlarla ilişki kurmakla, ve durumu değerlendirebilmekle, böylece doğru zamanda doğru şeyi sunabilmekle ilgilidir.
Hayat başkalarıyla uğraşmak demektir: üstümüzdeki-ler (Patronumuz), çevremizdekiler (iş arkadaşlarımız ve dostlarımız), ve gözü bizde olanlar (çocuklarımız ve yanımızda çalışanlar). İletişim sanatı, hedeflerimize ulaşmamıza yardımcı olabilmeleri için bu grupların her biriyle nasıl temas kuracağımız, ve buna karşılık bizim de onların başarılı olmalarına nasıl yardımcı olacağımız konusuyla ilgilidir. Her ne kadar kendinizi geliştirme yolundaysanız da, bu bir vakum içinde yapılan bir yolculuk değildir. Eğer insanlarla iletişim kuramazsanız, başarı şansınızı önemli ölçüde azaltmış olursunuz.            
Basketbol de, eğer oyuncularınızla iletişim kuramazsanız, bütün stratejilerinizi, felsefenizi, çalışmalarınızı alıp en yakındaki çöp tenekesine atabilirsiniz. .Başarılı olamazsınız. Aynı şey iş hayatında da geçerlidir. Kim bilir kaç yöneticinin kendilerinin ve şirketlerinin hedeflerini başkalarına yansıtamadıkları bilmek çok şaşırtıcıdır. Değişmez bir şekilde, bu hedefleri iletmekte başarısız olmakla, yöneticiler kendileri için daha fazla sorunlar yaratırlar.
Etkili iletişim en iyi sorun çözücüdür, ama çoğumuz bunu nasıl kullanacağımızı bilmeyiz. Konuşur dururuz, ama iletişim kurmayız, y£ bu bağlantıyı sağlayamayız. Çoğunlukla, karşımızdakiyle anlaşmazlığa giden bir tartışmaya başlar, sonra bunu atışmaya dönüştürür ve güven bunalımına yol açarız. Sonra da bu kimseyi ya terk eder, ya da yaşamımızdan çıkarırız.
İletişimdeki başarısızlıktan.
Bu kişisel bağlantının önemini asla küçümsemeyin.
Buna bir örnek:
Knicks'e antrenörlük yaparken, bizim için gerçekten iyi oynayan Bili Carrwright adlı bir oyuncum vardı. Kendine güveni çok yüksekti, ama sezon başında kendini iyi hissetmiyordu, zira bizim oyun planımızın içinde olmadığını ve onu başka bir oyuncuyla takas edeceğimizi düşünmekteydi. Ama kendine saygısı aşırı gelişmişti ve kendine güveni herkesten fazlaydı.
Bir gün Chicago Bulls ile oynayacaktık ve sabahki şut çalışmasına hasta olduğu gerekçesiyle katılmamıştı. Bu, maç günü profesyonel takımların rakiplerinin istihbaratını yanıltmak için acayip şeyler yaptığı hafif bir antrenmandı.
Bill'in sağlığı beni endişelendirmişti, çünkü güç bir esneme çalışması yapacaktık ve onun başarılı olmasına ihtiyacımız vardı. Orlun için çalıştırıcıya Bill'i çağırıp mutlaka doktoru görmesirıi sağlamasını istedim.  O akşam Bulls'a karşı yapacağımız maçı kaçırabileceğini fark etmiştim; fakat hemen bir doktora gider ve tedavi olursa en kısa zamanda aramıza dönebilecekti. Basit görünüyor, değil mi? Öyle olması gerekirdi.
Ama onu kendim aramamam nedeniyle—belki de sadece iki dakikamı alacak bir arama—bütün durum karmakarışık hale geldi.
Kendisine doktora gitmesini istediğimi söyleyen çalıştırıcıya Bill'in cevabı, "Rick hasta olduğumu bilmiyor mu? Kendimi bugün evden çıkabilecek kadar iyi hissetmiyorum," olmuştu.
Çalıştırıcı bu konuda bir bilgisi olmadığını söyleyip, Billy'nin doktora gitmesini istediğimi vurgulamıştı.
Yapmam gereken, Billy'i kendim arayıp ona sağlığından endişe ettiğimi söylemekti. Ona takımımız için çok ö-nemli olduğunu ve hazır olduğunda en kısa zamanda dönmesini istediğimi hissettirmem gerekirdi. Bunu yapmış olsaydım her şey yoluna girecekti. Halbuki araya üçüncü bir şahsın girmesi nedeniyle mesajım yanlış yorumlanmıştı, ve Billy onun bize olan bağlılığını sorguladığımı sanmıştı. Onun, bir çok kıdemli oyuncunun gereksiz ve sıkıcı bulduğu sabah çalışmasından kaytardığını sandığını düşünmüştü. Ama ben bunun farkında i değildim. Konunun kapandığını sanıyordum. Billy ertesi hafta antrenmana geldiğinde, bana olan tavrında bir değişiklik vardı. İlişkimiz gerginleşmişti.
Gene de üstünde durmadım. Olayı kendi mecrasında çözümlenmeye bıraktım. Ancak, sonunda bu sıkıntılı duruma dayanamadım ve Knicks'in doktoruna gidip, "Cartwright'ın davranışlarına inanamıyorum. Özel hayatında bir sorunu olmalı," dedim.                   
"Bilmiyor musun?" dedi.
"Bir şeyden haberim yok' dedim.
Doktor; "Ona güvenmediğimi sanıyor," dedi. "Hastalığı hakkında kendisini aldattığını düşündüğünü sanıyor."
Şaşırmıştım. Durumun hiç de böyle olmadığını söyledim.
Doktor, "Bunu Billy'e söyledin mi?" diye sordu.
"Hayır," dedim. "Çalıştırıcıya söylemesini söyledim."
Oyuncumun benim desteğime—sadece benim kişisel yaklaşımımla ifade edilebilecek olan dolaylı bir desteğe— ne kadar ihtiyacı olduğunu tamamen gözden kaçırmıştım.
Bunun üstüne, hemen aklımı başıma topladım. Cartmght ile bir araya geldim, ona olanları anlattım, ve kendisini bizzat aramadığım için özür diledim, ve olay orada dindi. Billy anladı, aniden kendini daha iyi hissetti, ve ilişkimiz önceki haline döndü.
Bu bana neyi öğretti?
İletişimin ne kadar önemli olduğuna dair birkaç ders ilerdi.
Birincisi, yüzeyde çok küçük olarak görünen bir olay, asit bir yanlış anlama, hatalı bir iletişim' sonucu bütün bir ilişkiyi zedeleme potansiyeline sahipti.
İkinci olarak, birisine bir mesajı başka biri tarafından gönderdiğinizde sorun çıkma ihtimali mevcuttu. Bunu fark ettikten sonra artık aramam gereken kişiyi sekreterime, veya yardımcı antrenörüme aratmıyorum, bizzat kendim arıyorum. Kural? Kendi işini kendin yap. Aradığın kişi bunu takdir edecek ve olaylar yanlış anlaşılmayacak. Üçüncü ders? Olayların kök salıp gerginliğin kemikleşmesine izin vermeyin. Sorunla ilgilenmeden önce Cart-wright'ın durumunda bir tuhaflık olduğunu sanıyordum, bu da olayı biraz daha karmaşıklaştırmıştı.
Dördüncü bir ders: Söylemediğin şeylerin de söylediğin şeyler kadar etkisi olur.
Kendimi iyi bir iletişimci sanıyordum: İletişim, bir gün antrenör olmayı düşündüğümden beri her zaman üstünde durduğum bir konu olmuştu. Martin Luther King'in konuşmalarının bantlarını dinlerdim, zira insanları etkilemekte çok başarılıydı. İhtirası hayata geçiriyordu, genç bir antrenör olarak bunu yapanlara hayranlık duyuyordum. Aynı şeyi John F. Kennedy'nin tarzını ve davranışlarını inceleyerek yaptım. Basketbol yaz kamplarında çalışırken, sakin yapılı Dean Smith ve Al McGuire'dan, duygusal ve ateşli Bobby Knight'a kadar belki 150 antrenör gelip konuşma yaptı. Dinleyicilerini hemen avcunun içine alan tolk-şovcuları, veya bir kalabalığa etki edemeyenleri izledim.
Ama araştırmalarım ve antrenörlüğüm sırasında, karşımdakine bağlı olarak değişik iletişim şekilleri olduğunu öğrendim. Şimdi on yıla yakın bir süredir ülke çapında şirketlere motive edici konuşmalar yapıyorum. Büyük topluluklara konuşurken, yapmaya çalıştığım şey kalabalıkta heyecan uyandırmaktır. Enerjik olmalıyım, arzulu olmalıyım, ve sesimi salondaki herkese duyurabilmeliyim. Ama tekrar söylüyorum, yapmaya çalıştığım şey bir grubun ihtiraslarını harekete geçirmektir.
Fakat tek bir kişiyle konuşmak tamamen farklıdır. Bu, dinlemeyi, gözünüzü karşınızdakinden ayırmamayı, bu konuşmanın sizin için ne kadar önemli olduğunu karşınızdakine hissettirmeyi gerektirir. Sakin ve yatıştırıcı bir tonda olmalıdır. Burada duyguları ayaklandırmaya değil; bir diyalog kurmaya, dinlemeye, itimat uyandırmaya, karşınızdaki kimseyle ilişki kurmaya çalışıyorsunuzdur.
Telefonda konuşurken de aynı şeydir. Uzaktaki biriyle güven kurmaktır. Sadece kelimeler sarf etmek değildir. Burada da karşınızdakine burnu büyük bir havada olmadığınızı, bunun sizin için önemli bir konuşma olduğu izlenimini vermeniz gerekir.
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:[email protected]

Bu makale şu konularla ilgili olabilir : - - - - - - - -
İLETİŞİM KURMA başlıklı  tarafından yazılan yazı 1929 kişi tarafından okundu ve 0 kişi tarafından yorumlandı

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Yazın

  
 
3+2 İşleminin Sonucu