• slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1

KANAATKAR OLMAK

KANAATKAR OLMAK
Kişisel Gelişim
Share on Tumblr

Jane Welsh, Thomas Cariyle ile evlendiği zaman parlak bir geleceğin adayıydı. Bunu teperek evlendiği için çevresindekiler bu tutumunu uygun bulmayarak yadırgamışlardı. Jane, güzel bir kadındı. Bunun yanında, yüklü bir mirasın vârisi olarak zengindi. Thomas Cariyle İse olağanüstü bir zekâ sahibi olmasına rağmen kaba ve eksantrik bir adamdı. Bir metelik bile serveti yoktu. Sadece zeki ve kabiliyetliydi. İşte, çevreleri hep bu şekilde kıyaslamıştı onları.
 
Jane, bu sözlerin hiç birisine kulak asmadı. Yıllar sonra, kocasının Edinburgh Üniversitesine rektör seçildiğini, Londra'nın meşhur simalarından biri olduğunu görerek mutlu oldu ve kocasıyla iftihar etti. Thomas Cariyle, "Fransız İhtilâli", "Kromvel'in Hayatı" gibi klasik şaheserleri vücuda getirerek meşhur bir yazar oldu. Chelsea'daki mütevazi evleri, zamanın bütün edebî dehâlarını çeken bir yer oldu.
 
Jane Cariyle, yaratılıştan şiire yatkın olduğu halde, şiir yazmaya vakit ayırmadı. Bütün vaktini kocasına ayırabilmek için, özel bir işle uğraşmaktan uzak durdu. Müzmin dertlerini unutarak kendisini tamamen kocasına adadı. Kitapları kamuoyunun dikkatini çekmeye başlayınca, etrafında onun yeteneğini takdir edebilecek bir çevre oluşturdu.
Jane'in belki de en takdir ettiğim, hayran olduğum tarafı, kocasının şahsiyetini hiçbir zaman değiştirmeye teşebbüs etmeyişidir. Onun yerinde başka bir kadın olsaydı, büyük bir ihtimalle kocasının soluk kalmış diğer taraflarını parlatmaya çalışırdı. Jane ise, ona sadece şahsiyetini kazanması için yardım etti. Kocasını, görmek istediği gibi değil, olduğu gibi sevdi ve herkesin de aynı şekilde kabul etmesini istedi.
 
Bir kimseye, yeteneklerini anlatmaya çalışmakla,, onu kapasitesi dışına çıkmaya zorlamak arasında fark vardır. Bir kocanın, yeteneklerinin sınırını tayin ederek bunun dışına taşmaya zorlayıp zorlamamak karısının takdirine kalmıştır. Jane, bütün eksantrik hallerine rağmen kocasının yeteneğine saygı duyarak, onun gerçek kimliğini bulmasına yardım etmişti.
 
Her zaman aynı çerçevede hareket edemeyiz. Bazı erkekler, genellikle ihtiraslı eşleri tarafından yetenekleri dışına çıkmaya zorlandıkları için sinir bozukluğuna yakalanırlar. Düşük mevkilerde bile istekle çalışanlar vardır. Böyle insanları faal işlerde çalışmaya zorlayacak olursanız, omuzlarındaki mesuliyet artacağından belki bu yükü kaldıramayacaklardır: Çoğu zaman kendi insiyatiflerini kullanmak zorunda'-olacakları için, yeni işlerine kısa sürede uyum sağlayamayacaklardır. Bu durum onları strese sokacaktır.
 
 
Aktif iş hayatı, onların tahammül sınırlarının üzerindedir. Kimseye kaldıramayacağı, kapasitesinin üzerinde yük yüklenmemelidir.
Başarı, bir erkeğin aklen, bedenen ve yetenek bakımından kendisine uyan bir işte çalışması durumunda beklenebilir.
 
Her insan cumhurbaşkanı, general ya da doktor olmak için yaratılmamıştır. Zira beş parmağın beşi bir değildir. Hepsinin zekâları, yetenekleri, eğilimleri ve becerileri farklıdır.
 
Bir kadın tanırım. Yirmi beş yıllık evlilik hayatında devamlı olarak kocasını kolalı yakalı, kravatlı bir memur yapmaya çalışmıştı. Evlendiklerinde, kocası ekmeğini bileğinin gücü ile kazanan bir işçi idi.
 
Zavallı kadın, başkalarının kocası elinde içi boş da olsa evrak çantası taşırken kendi kocasının dolu olan âlet çantasını taşımasından son derece utanırdı.
 
Sadece karısını memnun edebilmek için adamcağız kendi mesleğini terk ederek büyük bir şirkete memur olarak girdi. Allah yardım etti de, birkaç yıl içerisinde terfi etti. Eline geçen para, eski mesleğinden kazanmış olduğu paradan daha azdı. Fakat ne önemi var!.. Karısı artık başını dik tutabilecekti ya!.. Geleceği pek parlak olmamakla birlikte karısı, meydana getirdiği kravatlı eseriyle övünebilirdi artık!..
 
Bir erkeği fazlasıyla sıkıştırmak, onu, sevdiği bir işi bırakarak sevmediği bir işe yöneltebilir. Ne var ki bu çok tehlikeli bir oyundur. Sonucu her zaman yukarıdaki gibi olumlu olmaz. Bu tehlikeli oyunun sonucu genellikle felâkettir.
 
Polis Clifford H. Schwartzman da bir ara bu felâketle karşılaşır gibi olmuştu. Motorlu bir devriye polisi iken, çocuğunun doğumunun ardından başka bir şubeye tayin edildi. Yeni işinin parası iyi olmakla birlikte, daha fazla yoruluyordu. Karısı ve çocuğuna yeterince vakit ayıramamak onu üzüyordu. Bunlara rağmen bütün gayretiyle çalışmaya devam etti.
İşine alıştığını sanıyordu. Bu arada, kilo kaybetmekte olduğunu, uyuyamadığını ve sinirlerinin gerildiğini farkederek doktora gitti. Doktor, bedeninde bir hastalık bulamadı. Schwartz-man ona dertlerini anlattı. Doktor teşhisini koyarken, derhal telefona sarılarak polis müdürünü aradı. Şayet iyi bir elemanlarını kaybetmek istemiyorlarsa, bu memuru hemen eski yerine ve eski işine göndermelerini tavsiye etti.
 
Çok geçmeden eski işine geri dönmüştü. Hemen faydasını gördü. Süratli bir şekilde eski sağlığına kavuştu. İştahı yerine gelmiş ve uykusu da düzene girmişti.
 
Schwartzman: "Sevdiğim bir işte çalışmanın, parası bol bir işte çalışmaktan daha önemli olduğunu öğrendim. Sağlık, mutluluk ve tatmin olmak, benim için ikramiyelerin en büyüğüdür" diyordu.
 
Çok şükür Schwartzman bu dersi vaktinde öğrenebildi. Birçokları, iş işten geçinceye kadar farkına varamazlar da ne büyük felâketlere uğrarlar.
Aşırı hırs, bazen çok ciddî sonuçlar verebilir. Bir gün, New York Times gazetesinde baş sayfada iri puntolarla yazılmış haber dikkatimi çekmişti:
"Amerikalı Memurun İhtiras İntiharı!"
 
Polise göre, Dış İşleri Bakanlığının bu memuru, kendisini asmakla, tatmin edemediği hırsına kurban gitmişti. Bu olayla ilgilenen dedektif, incelemeleri neticesinde, zavallı memurun öteden beri bir diplomat olmak hırsına kapıldığını açıklıyordu. Bu gayesi uğruna girdiği üç imtihanda da başarılı olamamıştı.

"Çok kazanmak isteyen kaybeder." sözüyle uygun olarak o, kaybetmişti; hem de hayatını!..
 
Kendi yeteneklerimiz sınırları içerisinde çalışmak, intihar etmemizden çok çok üstündür. Yeteneklerimizin üzerine çıkmaya çalışmak, kapasitemizi aşmak olur ki, bu da bizi başarıya değil, belki de, tamiri imkânsız felâketlere sürükler.
 
Dr. Peter J. Steincrohn bir kitabında, hırs göstererek daha fazla para, daha fazla itibar kazanmak, hayat seviyelerini komşularına nazaran yükseltmek için devamlı olarak kocalarını zorlayan kadınlara çatarak onları şiddetle eleştiriyor ve: "Böyle hırslarına esir olmuş kadınların, birçok yuvayı yıktıklarına bizzat şahit oldum" diyordu.
 
Öyle ise kocalarımızı başarının çıkmazlarına sokacağımıza, yaratılıştan var olan kabiliyetleri ile onları başbaşa bırakalım. Andre Maurois, "Yaşamak Sanatı" adlı eserinde: "Herkes, her konuda roman yazamayacağı gibi, bir devlet adamı da her azınlığı ıslah edemez. Bir seyyahın da her memleketi gezip görmesi mümkün değildir" der.
 
Kocanızın, yeteneklerinin zirvesine ulaşmasını istiyorsanız ona anlayış gösterin. Muhabbet ve şefkatinizi eksik etmeyin. Bir güneş gibi ısıtın, ve aydınlatın. Girişken olabilmesi için ihtiyacı olan teşvik ve cesaret şurubunu ondan esirgemeyin. Ancak, kesinlikle onu kapasitesi dışına çıkmaya zorlamayın. Aksi takdirde kaş yapayım derken göz çıkartmış olursunuz. Bu da aile saadetinizin dinamiti olur.
 
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:[email protected]

Bu makale şu konularla ilgili olabilir : - - -
KANAATKAR OLMAK başlıklı  tarafından yazılan yazı 2392 kişi tarafından okundu ve 0 kişi tarafından yorumlandı

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Yazın

  
 
3+2 İşleminin Sonucu