• slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ
Kişisel Gelişim
Share on Tumblr

Ders adını verdiğimiz eylem sürecinin genel anlamda iki türü olduğundan bahsetmiştik. Bunlar, konu türlerine ve veriliş biçimlerine göre sözel ve sayısal olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sözel Dersler
 
Bunlar genel olarak, "Türkçe" ve "Sosyal Bilimler" başlıkları altında toplanan derslerdir. Bu iki alana baktığımızda özünün neye dayandığını fark edebiliriz. Özü, harflerden oluşmuş sembollere dayalı derslerdir bunlar. Peki, genel anlamda bu derslerin bizden istediği nedir? Harflerin oluşturduğu kelime, cümle, paragraf ve tüm olarak konudan anlam çıkarmaya çalışma. Bu derslerin istediği tek şey, "anlam çıkarma"dır. Yani, "Beni anlamlandırın, ben burada sembol olarak karşınıza çıkan harflerden oluşsam da, bütün olarak size bir anlam ifade ediyorum" diyen dersleridir bunlar. Ama söyledikleri çok önemli bir şey daha var ki, o da "Beni ezberlemeyin!". Ezberin, daha önce de söylediğimiz gibi, zihinsel kapasiteyi zedeleyici bir özelliği vardır. Bu dersleri ezberlemek demek, kendimize ve o derslere hakaret etmek demektir bir anlamda. Onların bizden istedikleri tek şey, "anlamlandırma" dır. Bu şekilde bize kolaylık sağlamaya çalıştıklarını da söyleyebiliriz aslında. Konu ayrımlarıyla, cümle dizilişleriyle, uygun bir düzende sunulmalarıyla bize sağladıkları kolaylıklar bulunmaktadır.
 
 
Yapmamız gereken, bu yardımlardan en üst düzeyde yararlanarak önce parça parça, sonra da bütün olarak o dersi anlamaya çalışmak. Kullanacağımız yöntem, bu açıdan büyük önem taşır. Aslında genel bir yöntemdir, parçalardan hareketle bütüne ulaşmak. Bu yöntem, genel bir anlamlandırma ya da diğer bir deyişle "ana fikir" dediğimiz sonucu elde etme amacını taşır. Burada bize düşen görev, zihnimizi en üst seviyede aktif tutmaya çalışmaktır. Yani, simgesel kavramlardan sonuca ulaşmak, anlatılanı mantıksal bir temele oturtmak, muhakeme etmek, yorumlamak ve eleştirmek. Daha önce de söylediğimiz gibi, çevrede olan biten her şeye olduğu gibi, çalışılan derse de tıpkı bir çocuk merakı ya da bir dedektif tavrıyla yaklaşmalıyız. Böylece çabamız amacına ulaşmakla kalmaz, aynı zamanda çok da zevkli bir hale gelir.
 
 
Örneğin sözel bir ders kitabı okur ya da bu konuda bir kaynak çalışması yaparken, gerçekte yazarla ilişki içindeyizdir. Yazarın vermek istediği temel görüşler ve bir ana fikir vardır. Bu durumda bize düşen, anlatılanlardan mantıksal bir çerçevede genel bir anlam çıkarmaya çalışmak olmalıdır.
 
 
Sözcüklerin birer simgeden ibaret olduğunu unutmayalım. Bir sözcüğün yerine konulacak birden fazla sözcük olabileceği gibi, o cümlenin anlamını verecek birden fazla cümle de olabilir. Ana fikir değişmeksizin kalırken onu ifade edecek sözcük ve cümleler farklı olabilir. Ezberin gereksizliğini -ve dayanılmaz ölçüde can sıkıcılığını!- bu noktada açıkça görebiliriz. Yaptığına, çalıştığı derse kendini katmak isteyen ve böylece yaptığı işin zevkine varacak olan her öğrenci, bir kaşif ya da dedektif gibi ana fikrin peşine düşerek onu bulup çıkarmaya çalışacaktır. Bundan sonra yapılacak iş, öğrenilenlerin tamamen özgün ifadelerle dile getirilmesidir.
 
 
Genelde kitap okurken ya da ders çalışırken düştüğümüz en büyük yanlış, yazara ve görüşlerine "dokunulmaz" gözüyle bakmamızdır. Oysa yazarın düşüncelerine kesinlik taşıyan kurallarmış gibi bir önyargıyla yaklaşmadan, okur olarak kendimizi onunla eşit bir ilişki içinde algıladığımızda düşüncelerimiz çok farklı olacaktır. Açık, aynı zamanda eleştirel bir bakış, okumayı yaratıcı ve verimli bir hale getirmenin koşuludur.
Ders kitaplarında anlaşılması güç yerlerle karşılaştığımız zaman bunu kendi anlayışsızlığımız ya da beceriksizliğimize yorma eğilimindeyiz. Anlatılanın tam olarak anlaşılamamasında dikkatsizliğimiz kadar, yazarın kullanmış olduğu dilin payının da olabileceğini düşünmemiz gerekir. Peki bu durumda ne yapmalı? Çok işe yarar bir çözüm, aynı konuyu farklı bakış açısıyla yazılmış farklı kaynaklardan öğrenmeye çalışmaktır. Örneğin, anlamakta zorlandığımız, tarih dersinde geçen "Haçlı Seferleri ve Yeni Bir Çağın Başlangıcına Etkisi" konusunu, başka bir kaynaktan takip ederek anlamaya çalışabilir, daha sonra zorlandığımız kaynağa dönüp takıldığımız noktayı aşabiliriz. Unutmayın, her zorluğun bir çıkış yolu vardır. Bu yolu çizmek de bizim elimizde!
 

İnsanlara vaat edilmiş bir dünya yok;insanların kendi özgür iradeleriyle, mücadeleleriyle kurabilecekleri bir dünya var sadece.
 

Sözel alan dersleri söz konusu olduğunda hızlı bir kavrayış da önem taşır. Bir durum bizim için ne kadar tanıdıksa onu ele alışımız o kadar olağan olacak, vereceğimiz karşılık da kendiliğinden gelecektir. Bisiklete binme, yüzme ya da okuma-yazma öğrenmeye başladığımız zamanları düşünelim: Çevirdiğimiz her bir pedala, attığımız her kulaca, okuduğumuz her bir sözcüğe ne kadar konsantre olduğumuzu, bu yoğunlaşmanın ne denli yorucu olduğunu.. Bu becerileri edindikten sonraki durumumuzla, başlangıçta döktüğümüz teri karşılaştıralım. Çabasızca ve büyük bir hızla, artık acemiliğimizi atmış olarak okuyup yazmaktayız, değil mi? Bu, her ne olursa olsun, bir işin yapıldıkça otomatikleştiğinin güzel bir örneği. Bu çabalar ve sonucunda oluşan öğrenmenin otomatikleşmesi; farkında olmadığımız yetersizliklerimizin, önce bilincine varılan yetersizliklere, bir adım sonra da farkındalık gerektirmeyen yeterliklere dönüşmesidir. Bizi "işi yapabilen kişi" haline getiren, bu süreçtir.
 
Okuma ve hızlı okumaya yönelik çabalarda da aynı durum söz konusudur. Tanışık olduğumuz sözcükleri ne kadar artırırsak okuma hızımız da o kadar artacaktır. Okuma hızı, en başta "esnek" bir yapıda olmalıdır. "Hızlı okuma teknikleri" gibi tekniklerin, söz konusu "öğrenme" olduğunda daha dikkatli ve titiz bir şekilde uygulanması gerekir. Çok kısa zamanda çok fazla sözcük okumaya çalışarak "anlam"! ikinci plana atmamalı; hızlı okumadan önce hızlı anlamlandırmanın önemli olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Bizim için önemli olan, "fikri okumak" ve onu anlayıp yorumlamak olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, konunun zorluğuna, türüne göre, hızımız da farklı olabilir. Haftalık bir dergi okumakla bir ders kitabını okumak aynı şey olmadığı için, aynı hızda okunmasına da imkan yoktur. Kelimeleri sadece hızlı okumuş olmak için okumak, etkin okuma açısından anlamsız bir çabadan ibaret olacaktır. Niyetimiz zaman kazanmak iken, sonucunun zamanı yitirmek olacağı bir uğraşı içinde olmamalıyız.
 

Okuma hızı, gözün bir bakışta seçebildiği sözcük sayısına göre değişir. Bu sayı ne kadar artarsa okurken o kadar az duraklarsınız. Bir bakıma, zihin önden giderken, gözleriniz de onun akışını kesintiye uğratmayacak bir hızda onu izleyebilmelidir. Sözcükleri tek tek değil de üçerli veya be-şerli öbekler halinde ele almak okuma hızınızın artmasına yardımcı olacaktır. Önemli olan, okumayı zihnin gerçekleştirebilmesidir. Bu şekilde yapılan bir okumada zihin sonucu, anlatılmak isteneni önceden kavrayabileceği için, bazı kelimeleri atlayabilir de. Zihin, anlatılmak isteneni tahmin ettikten sonra, kelimelerin olduğu yerleri kendi biçiminde de tamamlayabilir. Okuma hızının artmasında önemli olan bir diğer nokta da içinizden gelen sesi, diğer bir deyişle "içinizdeki okurun" sesini yok etmeye çalışmaktır. Bu sayede okuma hızınızın en üst noktasına ulaşabilirsiniz.
 
Bir şeyin yüzde 90'nı posadır.
 
Sonuç olarak, sözel derslerde başarılı olmak isteyen kişiye düşen en önemli iş, sözcük ve cümle yapılarıyla tanışıklığını arttırmak ve öğrenmiş olduğu konuyu ana fikri verecek şekilde kendi kelimeleri, kendi diliyle ifade etmektir. Özgüven burada da başroldedir. Yazarın dilinin tatsız bir tekrarıyla "durumu kurtarmaya" çalışmak yerine, bir okur olarak kendinizi ön plana çıkarmaya çalışmak, kendi bakış açınızı yansıtmak, kendi dilinizi yaratmak ancak özgüven temelinde mümkün olacaktır. Öğrenmenin gerçek amacı da bu değil midir zaten? Notunuzun kırılmasının başlıca nedenlerinden biri, ortaya özgün bir ürün koymamaktır.
 
Yaratıcılığın baş düşmanıdır ezber. Bir o kadar da can sıkıcı.. Hem sizin hem öğretmeniniz için. Ana fikri alın, onu kendi malzemenizle yoğurun, kendi sesinizi, kendi renklerinizi katın. Böyle yaklaştığınızda öğrenmenin ve öğrendiğinizi ifade etmenin ne kadar zevkli bir uğraş olduğuna siz de şaşıracaksınız!
 
 
Sayısal Dersler
 
Bu grupta matematik ve fen derslerini görmekteyiz. Sayısal dersler, sözel derslerden farklı olmakla birlikte bir noktada birleşirler: Her iki grupta da istenen, anlamlandırmadır. Sayısal anlamlandırmaların sözel anlamlandırmalardan farkı, kullanılan sembollerdir. Burada karşımıza çıkan semboller, sayı ve formüllerdir. Ancak sözel anlatım, burada da bilginin "taşıyıcısı" konumundadır: Bir anlamda sayı ve formüllerle aramızdaki köprüyü oluştururlar. Sayısal derslerde dışarıdan yardım gereksiniminin diğerlerine göre daha fazla olması da bu köprünün önemini ortaya koyar.
Burada can alıcı rolü "yöntem" üstlenmekte. Sayısal alanda bir öğreticinin başarısı buna bağlıdır. İşe öğreticiden aldığınız yöntemlerle başlamanız size büyük yarar sağlayacaktır. Bu noktada ortaya çıkan en yaygın hata, karşımıza bir kez daha "ezberci öğrenci" profilini çıkarmakta. Tek bir yönteme bağlı kalan, tek bir çözüm yolu öğrenen, soruyu kavramadan cevap için kolları sıvayan öğrencinin ulaştığı sonuç, yanlış bir cevap olmaktadır çoğunlukla.
 
 
Konuyu gözümüzde bu kadar ürkütücü kılan, belki de sayısal alandaki derslerin hata affetmeyen nitelikte olmasıdır. Bu alandaki başarı, gerçekten de yoğun bir sabır ve dikkat gerektirir. Biraz ip üzerinde yürümek gibi, değil mi?
 
Ancak her zorluk, bize boyumuzu ölçme, gücümüzü sınama fırsatı da sunan bir meydan okumadır aynı zamanda. Ve unutmayalım; bir zorluk ne kadar büyükse aşıldığı zaman verdiği doyum da o kadar büyük ve kalıcı olur. Bize hiç değilse başlangıçta ter döktüren şeyler, yemeği pişiren ateşe benzer.
Sayısal derslerde çözüm aşamasında en önemli özellikler; "dikkat", "sabır" ve "özgüven"dir. Peki ya çözüme başlamadan önce? İşte sayısal bir soruda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta budur. Çünkü sayısal ders, özünde iyi bir "görücü" olmayı gerektirir. Soruyu görmek demek, onu anlamlandırmak, ona bir etiket yapıştırmak ve bizden ne istediğini bilmek demektir. Bu aşamada yapılması gerekenler bunlardır. Ama ilk aşamada, düşülen en büyük hata, soruyu anlamlandırmadan, sorunun hangi konu, hangi formülle alakalı olduğuna dikkat etmeden kolları sıvamaktır. Unutmayalım: Özü anlayamazsak, kullanacağımız yöntemler işe yaramayacaktır. İlk yapmamız gereken, "anlamlandırma" olmalıdır. Daha sonra, çözüm için gerekli yol bir tane olabileceği gibi, birden fazla da olabilir.
 
 
Sizden iyi bir "dedektif olmanızı en fazla bekleyen ders, sayısal derstir. Sayısal dersleri anlamlandırmayı, " dedektif tavrıyla gerçekleştirmeli, incelemeli, gerekirse değişik kaynaklan kurcalayarak sonuca götürecek yolları bulabilmelisiniz. Yani, "Neden?", "Nasıl?", "Nereden", "Neye dayanarak?" gibi sorularla; konu, formül, yöntem ve teknikleri sürekli sorgulayarak, aktif bir şekilde dersin içine girmelisiniz. Örneğin, "Einstein neye dayanarak bu formülü oluşturmuş?", "Hacmin anlamı nedir?", "Pisagor bu formülü oluştururken nasıl bir yol takip etmiş ve neye dayanarak oluşturmuş?" gibi derinlemesine sorgular, zihni sürekli aktif halde tuttuğu için, sonuçta kesin bir cevaba ulaştırmasa da, anlama yolunda gerekli olan çabayı yeterince göstermiş olursunuz.
 
Sorgulayarak elde edilen bilgi, hiçbir zaman yok olmayacak olan bilgidir.
Sayısal derslerin kolay anlaşılmasını sağlamada öğretmene duyulan ihtiyacın, sözel derslere göre daha fazla olduğunu söylemiştik. Bu anlamda size düşen en büyük görev, eksiksiz ve dikkatli bir ders takibidir. Öğretmenden aldığınız bilgi ve yöntemleri dedektif tavrıyla takip etmeli, zihinsel uğraşılarla anlamlandırmalar yapmalı, eksikleri ortadan kaldırdıktan sonra yeni konuya geçmelisiniz. Sayısal derslerin diğer bir nankörlüğü de, tam anlaşılmayan küçücük bir alanın bile daha sonraki öğrenmelerde başınızı ağrıtacak sorunlar yaşamanıza, böylece kendinizi güvensiz hissetmenize ve o dersten soğumanıza yol açabilmesidir. "Dersten soğuma" nın özünde yatan budur. Anlaşılmakta zorluk çekilen bir konunun, dersin tümüne karşı bir tepki oluşturması. Bu, tıpkı bir tümör gibidir. Küçük bir anlamamazlığın, dersin tümüne karşı bir tepki oluşturmanıza yol açması ve diğer konuları öğrenme şevkini kırarak ilerlemenizi engellemesi. Bu anlamda dikkat etmeniz gereken, hiçbir yerde açık-gedik bırakmadan bütünüyle konuları anlamaya çalışmak olmalıdır. "Zor"un kendine özgü, geliştirici bir işlevi olduğundan bahsetmiştik. Zor konular sayesinde zihinsel kapasitemizi ve verimliliğimizi geliştiririz. Bu şekilde de hayatta karşılaşabileceğimiz zorluklar karşısında bizi çözüme yönelik kılan bir deneyim ve yaklaşım edinmiş oluruz. Zorluklar karşısında gösterdiğimiz çaba, yaptığımız zihinsel jimnastik mutlaka bizi bir yerlere götürür. Konunun anlamlandırılmasını tam olarak gerçekleştirdiğinizde, sorun yaratabilecek eksiklerin olmadığını hissettiğinizde, geriye tek bir şey kalır; alıştırma.
 
 
Alıştırmalar sayesinde konunun özünün anlamlandırılmasına daha bir zenginlik katabilirsiniz. Her alıştırma, konuyla ilgili karşılaşabileceğiniz farklı soru örneklerine karşı hazırlıklı olmanızı sağlar. Bu, tıpkı yağmur yağma ihtimaline karşı şemsiye taşımaya benzer. Alıştırmaları belirli aralıklarla da olsa, sürekli yaptığınızda, şemsiyeniz de her ihtimale karşı yanınızda hazır demektir. Böylece yağmurdan, kim bilir belki doludan kurtulma şansınız daha fazla olacaktır.
 
 
En başta şunu bilelim ki konuyla alakalı hiçbir örnek birbirinin aynı değildir. Bunu kesinlikle beklemeyelim. Fakat, genelde ders çalışma stratejileri geliştirirken yaptığınız hatadır bu: Çalıştığınızı sandığınız konu ve o konuyla ilgili örnekleri çözdükten sonra, sınavda ya da başka bir soruda aynı örneklemenin çıkmasını beklemek. Öğretmenin sunduğu her örnek, bir benzetme yapacak olursak, kulağı başka yoldan gösterme gibi olabilmektedir. Bu, sahip olduğunuz bilginin ezbere dayanan bir bilgi mi olduğunu ya da dikkatin ne derecede odaklanmış olduğunu anlamaya çalışan bir ölçümdür aslında. Soruların özünde, "bilginin oluşturduğu yorumu ve dikkati ölçme" vardır.
 
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@cemalkondu.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir : - - - -
VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ başlıklı  tarafından yazılan yazı 3024 kişi tarafından okundu ve 0 kişi tarafından yorumlandı

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Yazın

  
 
3+2 İşleminin Sonucu