• slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1
  • slideshow1

NLP VARSAYIMLARI NELERDİR

 NLP VARSAYIMLARI NELERDİR
NLP
Share on Tumblr

Her bilim dalının, her sanat dalının, her işin öğrenilmesini kolaylaştıran temel ilkeler vardır. Bu ilkeler işlevsel olduğu için kabul edilir, kişilerin inançlarına göre değişmez ve sağduyuya hitap eder. Aşağıdaki ilkeleri yaşamınızda gerçekleştirdiğinizde, deneyim ve davranışlarınızda, NLP'nin yaklaşım ve becerilerini doğal olarak göreceksiniz. Bu ilkeler kendinizi ifade etmekte, başkalarını isabetli algılayabilmekte, istediğiniz sonucu alabilmekte ve esneklik kazanmanızda yol gösterici olacaktır.
 
Önce ilkeleri, sonra bu ilkeleri yaşamda en etkin biçimde uygulama yollarını öğreneceğiz.


1. Harita temsil ettiği arazinin kendisi değildir.

Her birimiz beş duyumuzla dış dünyadan gelen verileri ve bilgileri alırız ve kendi özel kalıplarımıza göre bu bilgilere bir anlam veririz. Bir şehir haritası bize şehrin yollarını, sokaklarını gösterebilir ama o yollarda, o sokaklarda karşılaşacağımız manzaralar ya da gördüklerimizden hoşlanıp hoşlanmayacağımız hakkında bize bilgi veremez.


Bir sarı gül resmi, nasıl sarı gülün kendisi değilse, bizim sarı gülle ilgili düşüncelerimiz, duygularımız ve deneyimlerimiz de sarı gülün kendisi değildir. Sarı gül sadece sarı güldür. Ama sarı güle yüklediğimiz anlam bizim haritamızdır. Örneğin; genç bir kızken bir gazetede sarı gülün "ayrılık" anlamına geldiğini okumuştum. Sevgilim bana tek bir sarı gül verdiğinde tepkim nasıl oldu dersiniz? Oysa delikanlının haritasında sarı gül "sadakat" anlamına geliyormuş. Haritalarımızın farklı olmasından dolayı neredeyse o dakika ayrılıyorduk. Sevgilim sadece sarı gülün rengini sevdiği için de bana san gül veriyor olabilirdi. Bugün bir çiçek aldığımda çiçeği veren kişiye verdiği çiçeğin kendisi için özel bir anlamı olup olmadığını soruyorum. Nasıl, dersimi iyi öğrenmişim değil mi?


Hepimizin kendi özel geçmiş deneyimlerimizin, inançlarımızın, değerlerimizin oluşturduğu bir dünya modeli vardır. Kendi dünya modelimiz (haritamız) bizim gerçeğimizdir. Ve çoğu insan kendi haritasının en doğru, dolayısıyla en iyi olduğuna inanır. Oysa bölge "gerçek", harita ise bizim "realite"mizdir.
Neyin "gerçek" olduğu konusunda haklıyım/ haksızsın iddiası yüzünden neleri kaybettik bugüne dek. Kaybettikten sonra haklı olmak neye yarar.
İnsan ilişkilerinde, karşımızdaki kişinin haritasını keşfetmeye çalışmak bize sağlıklı iletişim konusunda epey yol aldırır. Bir insanı anlamaya çalışmak mı onu iletişime açık hale getirir, yoksa onun haksız, bizim haklı olduğumuz iddiasından galip çıkmak mı?

Dünya anlaşılmadığından yakınan insanlarla dolu, oysa anlamaya çalışan çok az. Sizi yaşamınızın her alanında aranılan biri kılacak "sırlar"dan biri, haritanın bölgenin kendisi olmadığı gerçeğini sürekli kendinize hatırlatmaktan geçiyor. Sarı gülün ayrılığı temsil etmesi gerçeğin kendisi değildi. O benim haritam, benim realitemdi. Ama sevgilimi onun niyetine göre değil, kendi realiteme göre yargılıyordum. Bir insanı ya da olayı yargılamak çoğumuz için ne kadar da kolay... Birisini yargılarken, biz hep haklıyızdır, değil mi?

2. Dil, deneyimin ikincil temsilidir.

Dil deneyim değildir. Sadece deneyimi (gördüklerimiz, duyduklarımız, hissettiklerimiz) tarif etmek ya da sembollerle ifade etmek için kullandığımız sözcüklerdir. Ama hepimiz farklı duyusal deneyimler yaşadığımız ve bu deneyimlere farklı anlamlar verdiğimiz için, sözcükler her birimiz için farklı anlamlar ifade eder.

Gözlerinizi kapayın ve bir odada bir köpekle birlikte olduğunuzu düşünün. Bu cümleyi NLP çalışmasında söylediğimde katılımcıların suratında farklı ifadeler beliriyor. Kiminin yüzünde bir tebessüm oluşuyor, kimisi yüzünü buruşturuyor, kendisini güvende hissetmediği için panik halinde gözlerini açan bile oluyor. Zihinlerde canlandırılan köpeklerin biri diğerine benzemiyor. Yaşanan duygular ise mutluluk ve hazdan korku ve dehşete kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

Söylediklerimiz ile söylemek istediklerimiz arasında fark olduğu gibi, anlattığımız ile nasıl anlaşıldığımız arasındaki fark yüzünden her birimizin hayatında üzüntüler -hatta dostlukları ya da iş bağlantılarını yitirdiğimiz acı deneyimler- olmuştur değil mi?

3. İletişimin anlamı aldığınız tepkidir.

İletişimin anlamı, niyetimize bakılmaksızın etkileşimin tepkisiyle belirlenir. Amaç, verilen mesajın (niyetin) nasıl anlaşıldığıyla (tepkiyle) uyumlu olmasıdır. Karşımızdaki kişinin tepkisi, beklediğimiz tepkiden farklı ise sorumluluk bize aittir. Başarılı bir iletişimci, istediği tepkiyi alabilmek için çeşitli yolları dener ve iletişim kurmayı becerir.

İletişimde amaç, karşımızdaki kişinin istediğimiz sonucu alabileceğimiz tepkiyi vermesini sağlamaktır. Bir bardak su isterken de, beni seviyor musun, diye sorarken de, Eskimo'ya buzdolabı satmaya çalışırken de, sevgilimize ya da arkadaşımıza kırgınlığımızı susarak ifade ederken de sözlü ya da sözsüz iletişimimizin amacı kendi açımızdan iyi niyet taşır. Ama iletişimi sağlıklı kuramazsak bir bardak su başımızdan aşağı boca edilebilir; eşimiz, öff, seviyoruz dedik ya, yanıtını verebilir; Eskimo rakip firmanın buzdolabını almaya karar verebilir; arkadaşımız kırgınlığımızı -ne olur, gel tamir et, eskisi gibi olalım, mesajı yerine- kendisini artık sevmediğimiz şeklinde yorumlayarak uzaklaşabilir.


Cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıyla döşeli olduğunu hatırlayalım. Sadece ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimiz de alacağımız tepkiyi belirler.

4. Zihin ve beden aynı sibernetik sistemin ayrılmaz parçalarıdır ve birbirlerini etkilerler.


Zihin ve beden birlikte hareket eder. Duygular, fizyolojik tepki, iç işlemler, algısal bilgi ve davranışsal tepki hepsi art arda gerçekleşir. Birbirlerini aralarında bir ayrım yokmuşçasına etkiler.

Olumlu düşüncenin duygular ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini açıklayan birçok kitap var. Hastalıkları iyileştirmede kullanılan yalancı "ilaçların" (hasta bunları gerçek ilaç zannederek alır) etkisi (plasebo) tıp dünyasında biliniyor.
Aynı şekilde bedenin de zihin üzerinde etkisi vardır. Örneğin; hazır ol pozisyonunda duran bir kişiden yaratıcı bir düşünce üretmesini bekleyemezsiniz. Hiyerarşiye dayalı yapılanmalarda üstün karşısında astın hazır ol pozisyonunda durması itaati kolaylaştırır. Kendisinden itaat beklenen kişinin düşünmesi istenmez. Birisiyle konuşurken, sizden oturmanız, ellerinizi kollarınızı oynatmadan konuşmaya devam etmeniz istense, kısa bir anda konsantrasyonunuzu yitirdiğinizi, düşünemez hale geldiğinizi deneyerek görebilirsiniz. Beden hareketsizleştikçe zihin de hareketsizleşir. Bu yüzden eğitimlerde sık sık katılımcıların hareket içeren egzersizler yapması algılamayı artırmak açısından önemlidir.

Depresyondaki kişilerin omuzları çöküktür ve yere bakarak yürürler. Kendinizi olumsuz duygular içinde hissettiğiniz bir zamanda omuzlarınızı bilinçli olarak dikleştirerek ve yukarıya ya da ileriye bakarak yürümeye başlayın. (Ama bastığınız yere dikkat etmeyi de ihmal etmeden.) Kendinizi iyi hissettiğinizi göreceksiniz.


Mutsuz olduğunuz bir anda, gülmeyi deneyin. Zorlamayla da olsa yüzünüze yayılan bir tebessüm beyindeki mutluluk hormonu olarak bilinen serotonini artırır. Kısa bir süre sonra kendinizi gerçekten daha iyi hissetmeye başlarsınız.

NLP'de çapalama denilen teknik de zihin beden ilişkisinin somut bir kanıtıdır. Bu konuya daha sonra gireceğiz.

5. Başkaları hakkında en yararlı bilgiler davranışlardan elde edilir.

Dil bir kişinin deneyiminin ikinci derecede temsilidir. Davranış ise deneyimlerin doğrudan göstergesidir. Kızgın değilim, diyerek burnundan soluyan kişinin sözüne mi bakarsınız davranışına mı? Biraz daha otursaydınız, diyen ve esneyen ev sahibinin sözüne mi bakarsınız davranışına mı? Gözlerini sizden kaçırarak yemin eden kişinin sözüne mi bakarsınız davranışına mı? NLP'yi öğrendiğinizde ve uyguladığınızda başarılı bir beden dili uzmanı olmayı da doğal olarak öğreniyorsunuz.

6. Davranışlar ile kişilik arasında ayırım yapın.

Ben dediğimiz öz, davranışlarımızın ve bilinç anlayışımızın ötesinde bir şeydir. Ben'i değiştiremeyiz ama davranışlarımızı değiştirebiliriz. Çoğumuz hem kendimizi hem başkalarını davranışları kendimiz ya da o kişi sanarak yargılarız. Aptalca bir davranışta bulunuruz, kendimizi aptal olmakla suçlarız. Çocuğumuz sınıfta kalır, onu başarısız olmakla suçlarız. Eşimiz telefon etmeden eve geç gelir. Eşimize sorumsuz olduğu için kızarız.

Şimdi her üç olayda da iki farklı dil kullanalım.

Ben aptalın tekiyim.

Bu davranışım aptalcaydı.

Sen başarısız bir çocuksun.

Bu sınavlarda başarısız sonuçlar aldın.

Bir telefon bile edemeyecek kadar sorumsuzsun.

Geç geleceğini bildirmek için telefon etmemek sorumsuzca bir davranıştı.
Size birinci cümleler mi ikinciler mi daha cazip geliyor?
Ben değişmez, ama davranışlar değişebilir. Eleştiri kişinin benliğine yapılıyorsa (ama kendisi ama başkası tarafından), hata kişinin kimliğiyle özdeşleşir ve değiştirilemez hale gelir dolayısıyla da yıkıcıdır. Oysa davranışa yapılan eleştiri -davranış değiştirilebilir olduğundan- yapıcı ve geliştiricidir.
Birinci cümleler, kişinin benliğini (varlığını) mahkum eder. Özellikle erken yaşlarda çocuklara kullanılan birinci türden cümleler, çocuğun özgüvenini ve öz değerini törpüler. İyi niyetle de olsa çocuğunuza yaptığınız birinci türden eleştirilerle onu belki de ömür boyu sürecek olan özgüven ve öz değer yoksunluğuna mahkum edersiniz.

"Sen kötü bir çocuksun" ile "Sen iyi bir çocuksun ama bu davranışın kötüydü" cümlelerinden siz hangisini işitmek isterdiniz?

Davranış kişinin varlığının kendisi değildir. Öyle olsaydı, geçmişimizde yaptığımız davranışları bugün aynen sürdürüyor olurduk.


Kişinin varlığına değil, davranışına yönelik eleştirilerin yarattığı sonuçlar kesinlikle daha yapıcı ve etkilidir. İletişimde kişisel algılamak, çok yaygın bir korku olan reddedilme korkusunun farklı şeklidir. Bu korkuyu aşmak, özgüveni ve özdeğeri artırır. Kişi, çocukluğunda aldığı varlığına yönelik olumsuz mesajlarla örselediği benlik bilincini yeniden kazanarak gerçek anlamda güçlü olur.

Günümüzde kendinden güçsüz olanı ezenlerin, unvanın, paranın, konumun, gençliğin, güzelliğin geçici gücüne sığınanların davranışlarına baktıkça, geçici güçlerini kendileri sandıklarını gördükçe, söylemlerini duydukça, benliklerinin çocukluklarından itibaren nasıl da örselenmiş olduklarım hissedebiliyoruz.
Burada Leo Rosten'in çok sevdiğim bir sözünü sizinle paylaşmadan edemeyeceğim:

"Zalimler zayıf kişilerdir. Sevecenlik güçlülerin işidir".
 
7.Davranışlar adaptasyondan başka bir şey değildir.

Algılarımızı yorumlama biçimimiz kendi realitemizi tanımlar. Davranışlarımız ise kendi realitemize (kendi gerçeklerimize) adaptasyonlarımızda. Kendi gerçeklerimiz doğrultusunda davranmak, ben sandığımız egoyu korumak amacını taşır. Ego kendisini ben sandığı için varlığını ne pahasına olursa olsun korumak ister.


Her davranışın ardında olumlu bir niyet vardır. Niyet "ben"den gelir. Davranış olumsuz görünse de niyet iyidir. Örneğin; bugün kilolarından şikayet eden birinin morali bozulduğunda hala buzdolabına saldırmasını iradesizlik olarak yorumlarız. Oysa bir zamanlar, çok sıkıntıda olduğu bir anda yiyecek ona geçici de olsa bir rahatlama getirmişti. Şimdi düşüncesi ona çok yemenin kendisine zararlı olduğunu söylüyor. Beni ya da ben sandığı egosu ise "ye ve rahatla" diyor. Niyet olumlu. Moral bozukluğuna karşı buzdolabı saldırısı bir adaptasyondur.


Çocuklarını ve karısını döven bir erkeği ilkel ve gaddar biri olarak yorumlarız. Oysa bir zamanlar babasından çok dayak yiyen bir çocuk, buna okul ve asker dayağı da eklenince kendisini güçsüz olarak kabul etmek istemez. Zihninde "güçlü olan döver" mesajı oluşmuştur. Ego güçlü olmak ister. Güçlülük dayakla eşdeğerde olduğuna göre, önce mahallenin çelimsiz çocuklarını, kedileri, köpekleri, sonra karısını ve çocuklarını dövmek kişiye geçici de olsa güçlü olduğu duygusunu yaşatır. Düşüncesi ona yaptıklarımn yanlış olduğunu söylese de ben sandığı egosu ona güçlü olduğunu dayak atarak kanıtlamasını söyler.


İşyerinde tüm çalışanlara kötü davranan patron, çocukluğunda kötü davranmanın güçlülük belirtisi olduğu mesajını kendisine kötü davranan büyüklerinden öğrenmiştir. "Böl ve yönet" ilkesini benimseyen yönetici çocukluğunda muhtemelen anne ya da baba tarafında yer almaya zorlanmış kişidir. Ezik bir insan, çocukluğunda kimseden bir şey talep etmeyerek ve onları memnun etmeye çalışarak varlığım sürdüreceğine inanmıştır. Hiçbir duygu belirtisi göstermeyen poker suratlı kişi, çocukluğunda duyguların tehlikeli olduğu mesajını almıştır. Duygularını göstermişti belki bir zamanlar ama alay edilmiş, aşağılanmış ya da kız gibi davranmakla suçlanmıştı. Öyleyse erkeklik, duyguları göstermemek demekti.


Kısaca ne kadar zararlı, incitici ya da düşüncesizce olursa olsun her davranışın ardında iyi niyet yani kişinin kendisini koruma ihtiyacı vardır. Bilincinde olmadığımız bu amaca hizmet eden davranış ancak, iyi niyete hizmet eden başka bir davranış yolu görüldüğünde ya da gösterildiğinde değişebilir. Çünkü "ben"e ait olan niyet yine doyuma ulaşır.


Davranışın hizmet ettiği iyi niyeti bulduğumuzda, bu niyete daha etkin bir şekilde hizmet eden yeni bir davranışı benimsemek kolay olur. NLP'nin amacı da "kendimizin en iyi versiyonu" olmaktır zaten.


8. Bireyin şimdiki bir davranışı kendisi açısından mevcut en iyi seçeneği yansıtır

Yaşam deneyimimiz, neyi nasıl algıladığımız, farkında olduğumuz seçenekler, gerçeklik "haritamız", "özümüz" yani ben'imiz doğrultusunda daima bildiğimiz en iyi seçime göre davranırız.

Başkaları seçimlerimize inanamasa da, yargılasa da, kınasa da, mahkum etse de. Her an, o an için yaptığımız en iyi seçime göre davranırız. Başkaları seçimimizi onaylamasa da.

İnsan bile bile daha kötü bir seçim yapar mı? Bir workshop katılımcısı babasının kanser olduğunu bile bile hala sigara içmeye devam ettiğini söylemişti. Oysa babası sigara içmeyerek üç gün fazla yaşamaktansa, sigara içerek kendi keyfinden vazgeçmemeyi seçiyordu. Hem hayata hem ölüme meydan okuyordu. Onun için mümkün olan en iyi seçim sigara içmeyerek bir süre fazla yaşamak değil, yaşadığı sürece sigaradan aldığı keyfin tadından vazgeçmemekti. Babasının kararını sabaha kadar tartışabiliriz ama bu karar, baba için mümkün olan en iyi seçenekti.

Karısını sürekli olarak aldatan bir erkek, aslında yaptığının toplumsal kurallara aykırı olduğunu biliyor. Ama kadınlar üzerinde parasal ve konumsal gücünü... ve erkekliğini kanıtlama ihtiyacı onun için eşine sadakatten daha iyi bir seçenek. Ekonomik koşullardan dolayı eşini kaybetme riski olmayacağına da inanıyor.

Bir şeyi bilmenin gücü, duygusal ihtiyacın gücüne yenik düşer. Çünkü insanlar her ne kadar reddetseler de duygularıyla var olan yaratıklardır. Duygusal ihtiyaç doyurulmadan bilmek yeterli değildir. Bilmek yeterli olsaydı, asırlardan beri büyüklerimizden aldığımız öğütlerle hiç hata yapmayan bir nesil çoktan ortaya çıkmıştı bile.

Duygularını dinlememeyi erdem sanan bir iş adamı, sırf meşhur olduğu için isminden yararlanacağını düşündüğü bir kişiyle iş ortaklığına girmişti. Önsezi de bir duygudur. Hem de yüksek bir duygu. Ama iş adamımız duygusallıkla duyguların mesajını karıştırıyordu. Mantığıyla hareket ediyordu. Duygusallığın zayıflık olduğunu düşünüyordu; öyledir de. Ama duyguları dinleyebilmek duyarlılığın göstergesidir. Kendisi için mümkün olan en iyi seçenek iflasını getirdi.

Kendimiz için mümkün olan en iyi seçeneği o anki duygularımızla yaparız. Mantığımız bile bizi duygularımız doğrultusunda haklı çıkarır. Duygularımız derken duygusal ihtiyaçlarımızı kastediyorum. En kanlı cinayeti işleyen kişinin bile kendince duygusal boyutta haklı nedeni vardır. Bir kiralık katil, alacağı parayla elde edeceği gücün öldüreceği kişinin yaşamından daha önemli olduğuna kendisini inandırır. Öldüreceği kişi böyle bir muhakemeyi yapmayacak kadar önemsizdir onun gözünde.

Her an kendimizle ilgili en iyi seçeneği yaparız. Bir dakika sonra pişman olsak bile. Bir dakika sonra yaşadığımız pişmanlık daha iyi bir seçeneği gördüğümüz içindir. Bir dakika önce bu seçimin varlığından habersizdik oysa.

En azından duygusal boyutta. Bu ilke birçok boyutta benim kendimi affetmemi sağladı. Yaptığım hatalarda o anda mümkün olan en iyi seçimi yapmış olduğumun farkına varmak beni pişman değil güçlü kıldı. Pişmanlık yeni seçeneklerin devreye girdiğinin göstergesidir. Suçluluk duygusuyla sakın karıştırmayın. Yaptığımız seçimlerin kendi seçimlerimiz olduğunun bilincinde -kendimizi ve başkalarını suçlamıyor- olmak harikulade bir özgürlüktür.

Ne yaparsanız yapın kendi bildiğinizin en iyisini yaptınız. Yaptığınız "yanlış" da olsa yeni seçenekleri bulmanız için size sunulan bir ders idi. Ne mutlu yaşam okulunda derse girme hakkını kazananlara... ve dersten sınıfı geçenlere.

9.  Dünyada mümkün olan her şey benim için de mümkündür

Tek mesele nasıl olacağıdır. Bu da ileride paylaşacağımız gibi farklı stratejiler (Temsil Sistemleri) aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Her insan yapmak istediği tüm şeyler için yeterli kaynağa sahiptir.

Bu ilkeyi eğitimlerde ilk söylediğimde sıklıkla gelen tepki, "Ben de Van Gough vb. olabilir miyim?" şeklinde oluyor.

Tabii ki Van Gough olabilmek için özel yetenekler gerekiyor. Ama yeterli eğitim aldığınızda ve kendinizi adadığınızda iyi resim yapan biri olabilirsiniz. Zaten kendini bir şeye adamak bir başarıdır -Varı Gough olamasanız bile. Ben de Van Gough olabilir miyim, türü uç örnekler vermek, kişinin kendisini başarısızlığa mahkum etmesinin göstergesidir.

Başarılı insanların bir ortak özelliği var: enerji -yaşları ne olursa olsun. Eğer sağır Beethoven beste yapabiliyorsa, eğer sağır, dilsiz ve kör Helen Keller pedagog oluyor ve birçok dili öğrenip birçok kitap yazabiliyorsa bizim için de her şey mümkündür.

Hümanistik psikolojinin babası Abraham Maslow, insanların ne olduğu ile değil ne olabileceği ile ilgilenmiş bir bilim insanı.     Maslow'u okumak bana kendimin ve başkalarının yeteneklerine zihinsel sınır koymamayı derinden öğretti.

Her birimiz belki özel yetenekleri olan kişilerin yaptığını onlar kadar iyi yapamayız ama çok şeyi yapabiliriz. Dört dakikada bir mil koşabilen Roger Bannister olmadan önce bilim insanları hiç kimsenin bir mili dört dakikada koşacağına inanmıyordu. Ama Roger Bannister'in bu rekoru kırmasından sonra 1 yıl içinde 37 koşucu ve daha sonraki yıllarda ise 300'ü aşkın koşucu onun rekoruna ulaştı. Sınırı koyan şey zihnimiz ve inançlarımız.

Her birimiz her şeyi yapmayı öğrenebiliriz. Yeterince zaman, enerji yatırımı yaptığımız ve kendimizi adadığımız takdirde.

O çok hayran olduğunuz harika satıcı, harika eş, harika arkadaş var ya? Siz de olabilirsiniz. Siz kendinize Van Gough ya da Helen Keller kadar inanıyor musunuz?

10. Zorunlu çeşitlilik yasası, her türlü sibernetik sistemde en çok seçeneğe sahip eleman bütün sistemi kontrol edebilir.

Herhangi bir sistemde, hangi öğenin ya da kişinin esnekliği (seçeneği) en büyükse, sistemi kontrol eden o olur. Kontrol sözcüğüyle, deneyimin kalitesini etkileme gücünden bahsediyoruz. Esneklik, yaptığınız işe yaramıyorsa, farklı şeyler denemeyi göze alabilme yeteneğidir. Hep aynı şeyi yapıp bu kez farklı sonuç beklemek ise Einstein'ın delilik tanımıdır.

NLP'de bir söz vardır: Tek seçim seçimsizliktir. İki seçim çelişki yaratır. Üç ya da daha fazla seçim özgürlüktür.

Bu söz sizin hayatınızda nasıl karşılık buluyor? Şu anda yasadığınız sorunların çözümü için kaç seçeneğiniz var? Kaç seçeneği görebiliyorsunuz? Yeni seçenekler görmek için kendinize izin veriyor musunuz? Yoksa kendinizi tek seçime ya da çelişkiye mi mahkum ediyorsunuz?

Bir workshop katılımcısı kendi evi olduğu halde oğlunun evinde kalmayı seçen dul bir anne ile karısı arasında kalan bir erkekti. Anne evine gitmeyi reddediyor, eşi ise anneyi istemiyordu. Hem annesi hem eşi baskı yapıyordu. Katılımcı erkek iki seçimden birine mahkum olmamak için kendince üçüncü, dördüncü ve beşinci seçenekleri buldu. Tabii epeyce kafa yorarak.
Sonuç: Şu anda eşiyle birlikte yaşıyor. Anne ise kendi evinde.

11- Davranışlar mevcut duruma göre değerlendirilir, anlaşılır veya değiştirilir.

Birey ne olmak istediğine göre kendi davranışlarını değerlendirmelidir. Elinden gelenin en iyisi olma yönünde çaba göstermelidir.

12 - Başarısızlık diye bir şey yoktur, sadece geri bildirim vardır.

Deneyimleri başarısızlık çerçevesi yerine öğrenme çerçevesi açısından değerlendirmek daha doğru olur. Eğer kişi her hangi bir konuda başarılı olmuyorsa, bu başarısız olduğu anlamına gelmez. Sadece söz konusu şeyi yapmamanın bir yolunu keşfettiği anlamına gelir. O zaman kişi başarmanın yolunu buluncaya kadar esnek olmalı, davranışını değiştirmelidir.

13 - İnsanlar istedikleri değişiklikleri gerçekleştirmek için gereken bütün kaynaklara sahiptir.

Yapılması gereken, bu kaynakların yerini bulmak veya bunlara erişmek ve doğru bağlamda ortaya çıkmalarını sağlamaktır. NLP bunun başarılmasını sağlayan teknikler sunar. Bu pratikte şu anlama gelmektedir; insanların, kendi sorunlarını kavramaya çalışmak veya bunların üstesinden gelecek araçlar geliştirmek için yıllar süren deneme yanılmalarla zaman kaybetmeleri gerekmiyor. Sorunları çözmek için gereken bütün kaynaklara zaten sahipler. Yapmaları gereken tek şey bu kaynaklara erişmek ve bunları şimdiki zaman çerçevesine aktarmaktır. NLP ile bu öğretilmektedir.

DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@cemalkondu.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir : - - -
NLP VARSAYIMLARI NELERDİR başlıklı  tarafından yazılan yazı 2434 kişi tarafından okundu ve 0 kişi tarafından yorumlandı

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Yazın

  
 
3+2 İşleminin Sonucu